Etiket: stres

Öğrencilerin Kabusu: Sınav Korkusu

Farklı yaşlarda, farklı sınıflarda birçok öğrenci, belli bir ders özelinde ya da belli bir özelliği olan bazı sınavlarda bu duyguyu yaşamaktan şikâyetçi. Anne, babalar da çoğu zaman bu sorunla baş etme konusunda; “Korkma canım, korkacak ne var, ucunda ölüm yok ya…” tesellisi ve tavsiyesi noktasından ileri gidememekte.

Sınavlar öncesinde heyecanlanmak, kalbinin daha hızlı çarpması belli bir seviyeye kadar doğal karşılanabilir.  Sınav sorularının bilinmezliği ve bilgi seviyesinin ölçüleceği bir yarışta olma düşüncesi elbette heyecan verici bir durumdur. Bu konuda tamamen tepkisiz olmak, soğukkanlı durmak pek mümkün değildir. Yine de sınav başladığı anda sorulara odaklanarak, bildiğinin en iyisini yapmak, sonucu en olumlu etkileyecek senaryodur.

Peki, ne oluyor da bazı öğrenciler bu heyecan duygusunun ötesine geçip, sınav anı ya da düşüncesi karşısında aşırı kaygıya, hatta korkuya kapılıyor? Bu stres ve baskı altında, bildiklerini hatırlayamıyor, zamanı doğru yönetemiyor ve önceden yaptığı çalışmaları, sınav puanına yansıtamıyor?

Öncelikle kaygı ve korku duygusu, sınava yüklenen “anlam” ile doğrudan bağlantılı bir durumdur. Sınavın doğuracağı sonuçlar konusunda “aşırı endişeli” olan bir öğrencinin, düşüncelerini sınav sonrası “olumsuz senaryolara” odaklıyor olması, sınava odaklanamamasına yol açar.

Örneğin;

‘’ Yine düşük not alacağım.”,”Asla başararamayacağım.” “ Ailemin istediği o okulu kazanamayacağım.” vb…

Bu olumsuz senaryolar, geçmiş olumsuz tecrübelerden, duyumlardan ve gözlemlerden kaynaklanmış olabilir. Daha önce alınan düşük notlar, başarısız olunan sınavlar sonrası evde konuşulanlar, öğretmenlerin tutumları, davranışları öğrenci üzerinde baskı oluşturabilir.

Sınav kaygısını yaşamakta olan gencin öncelikle bu “senaryolar” hakkında, kendisini rahat hissettiği bir ortamda, duygularının ve düşüncelerinin farkına vararak bunlardan konuşabilmesi çok faydalı olacaktır. Bu düşünceler nerede ve nasıl başlıyor, ona tam olarak nasıl hissettiriyor, kaygı ve korkunun geldiğini nasıl anlıyor?

Sonraki aşama, bu olumsuz senaryoların, düşüncelerin, inançların yerine koyabileceği, daha “olumlu” düşünceleri ortaya çıkarmak için öğrenciyi bu konuda belirli bir süre düşündürmektir. Kendi “olumlu” senaryolarını yaratan, bu düşünceleri ön plana çıkaran öğrencinin korku ve kaygı seviyesi düşer.

Örneğin;

“Çalıştım, başaracağım.” “Çalışmamın karşılığını alacağım.” “ Alacağım puan ile iyi bir okula girebilirim.” Vb…

Öğrencilerin sınav anında düşüncelerini sınav sorularına odaklayabilmeleri de başarıyı doğrudan etkileyecektir. Düşüncelerin geçmişteki olumsuz tecrübeler ya da gelecekle ilgili endişeler üzerine değil sınav sorularına odaklanması önemlidir. Bu konuda öğrencinin bir süre dikkat, odaklanma ve nefes kontrol çalışmaları yapması öğrenciyi rahatlatır ve geliştirir. Duygu ve düşüncelerini seçebildiğini gören, kendisini yönetebildiğini, kaygısını kontrol altına alabildiğini fark eden öğrencinin özgüveni artar.

Başarı için, bilgi kadar duygusal kontrol ve odaklanmanın da önemli olduğu düşünüldüğünde, sınavlar konusunda kaygı sorunu yaşayan öğrencilerin kendilerini ve ailelerini daha fazla yıpratmadan bu konuda profesyonel koçluk desteği almaları faydalı olacaktır.

Yaşam Plus Life
Öğrenci Koçu
Hanife Serter

 

Yaşam Artıda Güzel, Artı Yaşam için Adım Atmaya Değer

İş  ya da okul hayatının yoğunluğu, stres ve baskı  yaratan görev ve sorumlulukları  altında bunalmış hissediyor musunuz? Yataktan çıkmak istemediğiniz sabahlar oluyor mu? Gözünüzde büyüyen toplantılar, dersler, sınavlar için çalışmaya nereden başlayacağınıza karar veremiyor, harekete geçemiyor musunuz? Artık zevk alamadığınız arkadaş toplantılarından kaçıyor, size bir zamanlar anlamsız gelen basit şeylerle vakit doldurmayı mı tercih ediyorsunuz? Hayatınızda bir şeyler “eksik” miş duygusu ile baş edemiyor,  yine de o “eksiği” keşfedemiyor musunuz? Seçenekler karşısında kararsız, gelecek konusunda karamsar mısınız? Hayatınızın artılarına sırtınızı dönmüş, eksilere odaklanmış durumda mısınız?
Öyle sanırım diyorsanız, şimdi de bu soruları cevaplayabilirsiniz.
Hayat ile ilgili temel ihtiyaçlarınız karşılanıyor mu? Karnınızı doyuracak yiyeceklere ulaşabiliyor,  güven veren bir çatı altında uyuyabiliyor musunuz? Çevrenizde size sevgi ve ilgi gösteren insanlar var mı? Başka nelere sahipsiniz? Sahip olduğunuz şeyler için en son ne zaman kendinizi mutlu hissettiniz? Kendinizin en çok hangi özelliklerini beğeniyorsunuz? Hangi yetenekleriniz var, hangi işleri yorulmadan, kolaylıkla, severek yapıyorsunuz? En son ne zaman, ne yaparken çok mutluydunuz? Yanınızda kimler vardı? Gelecekte neyi başarmış olmak sizi çok mutlu kılardı?
Her şey küçük, küçücük adımlar atarak başlamıştı aslında. Hayatta tek başına ayakta durmanın  keyfini yaşadığımız o ilk  anı hatırlayamıyoruz ne yazık ki. Çok küçüktük. Etrafta bir kutlama olmuş muydu, takdir edilmiş miydik? İlk attığımız adımda yere düşüp ağlamış mıydık acaba? Sonrasında teselli edilmiş miydik? Nasıl oldu da başladık yürümeye tekrar hiç düşünmeden ? Neden hiç vazgeçmedik bu niyetimizden ?
İşte hayatımız da o ilk adımdaki gibi düşe kalka ilerler bazen. O anlarda yalnız da olabiliriz, kalabalıklar içinde de.  Destekleyenlerimiz de olur, tek başına ayağa kalkmamızı görmek için etrafımızda bekleyenler de. Küçük bir çocuk hassasiyetinde olur bazen içimiz. Kırılgan, ürkek…Biri cesaret versin isteriz. Ses yok… Oysa içimizdeki ses hep konuşur bizimle. Hiç susmaz..Susturamayız istesek de. Acımasızdır da üstelik çoğu zaman. Affetmez en küçük hatayı bile. ” Yapamadın, beceremedin işte, sende iş yok, denemiyorsun bile, olmayacak bu iş, boşuna deneme, denesen ne olacak ki, düşeceksin yine…”
O sesi duya duya kararmaya başlar dünyamız yavaş yavaş. Dinledikçe daha çok susar, sustukça daha çok duyarız. Duymak hiç iyi gelmez oysa. İşimize yaramaz. Bizi ayağa kaldırmaz. O sesin üstüne çıkacak bir ses gerekir o yüzden. O sözlerin üzerini örtecek yeni sözler. Yepyeni fikirler doğurmak gerekir , ölü doğmuş düşüncelere inat.
Böyle karamsar zamanlarda, sabah yataktan çıkmak bile bir zaferdir bazen. Küçük bir adım atmak. Bir duş almak, tazelenmek. Sevdiğin bir yiyeceği, ilk kez yiyormuşsun gibi tadına vararak yemek…Sevdiğin birine sarılmak uzun uzun. Sıcaklığını taa içinde hissetmek. Gülümsemek bir, kuşa, bir kediye, bir çiçeğe. “Sen ne güzel şeymişsin” diyebilmek. Hiç buluşmadığın dostlarla buluşmak  uzun bir aradan sonra. Güzel ve güldüren anılardan bahsetmek. Sevdiğin bir kitabı okumak yeniden. İçini sevinçle dolduran bir şarkıyı yeniden  dinlemek. “Hiç yapamayacağım herhalde” dediğin bir şey için küçücük bir hedef belirlemek. İlk adımı atmaya cesaret etmek. O küçük çocuğu gözünün önüne getirmek o an. “Bu sefer düşsem bile yeniden ayağa kalkmayı deneyeceğim ve bir gün bu yolda hiç yardımsız yürüyeceğim ben” demek.
İşte o küçük adımlar, yaşamı artıya taşıyan adımlardır. Sizi büyüten, büyütürken öğreten, geliştiren, değiştiren….Her aşamasından keyif almayı seçerek. “Düşsem de kalkarım ben” düşüncesiyle, kendine hep ama hep güvenerek…