Koçluk ve Eğitim- Öğretimdeki Yeri

Filed in:

Koçluk, dünya ölçeğinde gelişen yeni bir alan ya da sektör. Uzun süren eğitimlerden geçmiş ve hem akademik hem de saha çalışması yapmış koçlar, danışan adını verdikleri insanlarla iletişim kuruyor. Ona sorular sorarak, kendi olanaklarını yine kendisinin keşfetmesini/görmesini sağlıyor. Bu işi öğüt vererek ya da emirler sıralayarak yapmıyorlar. Danışanı, tanımaya, onun içine bakmaya çalışıyorlar. Aynı zamanda onun bir tür sırdaşı oluyorlar. Kişinin kendisini kendi aynasında görmesini, kendi zengin galerisinde gezinerek kendi zenginliğinin farkına varmasını sağlıyorlar. Yani kişilerin önce farkındalık yaşamalarına daha sonra ise harekete geçmelerine yardımcı oluyorlar. Danışanın hem kendisiyle, hem çevresiyle, hem de doğa ile barışık olmasının yollarını yine kendisinin bulmasına olanak sağlıyorlar.

Bu bir özel öğretmenlik değil; çünkü kişinin kendi gelişimini engelleyen kapalı perdelerin açılmasına olanak vermek dışında bir şey öğrettikleri yok. Bu bir psikolojik danışmanlık da değil; çünkü koçlar, psikolojik hastalıklarla ilgilenmiyorlar ve ‘Orası bizim alanımız değil. Biz ruhsal yönden sağlıklı kimselere hizmet sunuyoruz’ diyorlar. Dolayısıyla ilaç filan yazmıyor ve önermiyorlar.
Ben bir koç değilim ancak çok yakın koç arkadaşlarımın yaptıklarını gözlemleyerek yukarıdaki açıklamalara ulaştım. Bu satırların yazarı, 47 yıllık kimya öğretmeni ve kimya kitapları ile bilim tarihi eksenli bazı kitapların da yazarıdır. Bir eğitim kurumunda lise son sınıf öğrencilerine ders veriyorum. Aralarında oldukça zeki öğrenciler de var. Çok ilginç bir nokta öğrenciler genellikle ‘anlamadan’ ‘bilmeyi’ yeğliyor. Bunun birkaç nedeni var.

Birincisi, eğitim sistemimizin ezberciliğe dayanıyor olması. Bu durumun en büyük nedenlerinden biri oldukça dağınık ve ağır bir müfredata sahip olmamız. Bundan dolayı mevcut sistemde öğrenciler eğitimlerini sorgulama, değerlendirme ve irdeleme yetisinden yoksun tamamlıyorlar. Buna bağlı olarak örneğin öğrenci bir denklemin mantığı ve anlamı yerine onu nerede kullanacağı noktasına odaklanıyor. Sınavlarda kendisine faydalı olacak bilgiler dışında penceresini fazla bilgiye kapatıyor. Fazla bilgi, kafamı karıştırır diye bakıyor. Hap bilgi istiyor. Bunun 12. sınıf öğrencilerinde bile olması öncelikle öğrencinin geleceği buna bağlı olarak da ülkemizin geleceği için endişe verici.
İkincisi, teknolojinin daha çok eğlence ve oyun amaçlı kullanımı ve bunun sonucunda zamanın verimsiz ve boş geçmesi. Öğrenciler, teneffüse çıkar çıkmaz akıllı telefonlarına gömülüyor. Onları oradan çıkarmak neredeyse dersin dörtte birini götürüyor. Google var nasıl olsa diye derse kendilerini tam olarak veremiyorlar ve not tutmaya üşeniyorlar.
Bütün bunların yanı sıra üniversitelere giriş sınavlarının içeriğinin sürekli değiştirilmesi ve fen derslerindeki soru sayılarının neredeyse üçte bire indirilmesi, sınav standartlarını yok ederek büyük bir belirsizliğe yol açmaktadır. Bu ortamda öğrencilerde büyük bir özgüven eksikliği ve kendi gücünün farkındalığını görememe sorunu var. Biz öğretmenler, kendi derslerimizi yetiştirmeye ya da alanımızı kavratmaya uğraşıyoruz. Ana babaların çoğu, ‘ders çalış, test çöz’ demekten öteye bu gençlere yardımcı olamıyor. Bu öğrenciler, psikolojik hasta değil; ama kendi olanaklarının da farkında değil. Birileri onlara ‘Vay be! Ben bunu nasıl göremedim!’ dedirtmeli ve kendi yaşamlarının bugünü ve yarınını sorgulatmalıdır. İşte bunu yaptıracak olan koçtur.
20. yüzyılın en büyük bilim insanlarından Albert Einstein’a atfedilen bir öykü vardır. Bir gün bir arkadaşı ziyaretine gelir. Eintein’ın çalışma odasına geçerler. Arkadaşı, kapının alt kısmında biri büyük, biri küçük iki delik açıldığını görür ve bunun nedenini Einstein’a sorar. Einstein ‘Sorma! Benim kedi bir yavru doğurdu. Annesinin geçmesi için büyük deliği, yavrunun geçmesi için küçük deliği açtım’ yanıtını verir. Arkadaşı, her ikisi için bir büyük deliğin yeteceğini hatırlatır. Büyük adamların çoğu, kendi kendisiyle dalga geçmekten çekinmez. Einstein ‘Vay be denklemlerle uğraşırken bu basit gerçeği akıl edememişim’ diye hayıflanır. Fakat bir süre sonra Einstein’ın beyninde yine kıvılcımlar çakar: ‘ Bir dakika! Beni hepten akılsız sayma. Bir an için her ikisi de aynı anda dışarıya çıkmaya kalkarsa ne olacak? Bak benim küçük delik, o zaman işe yarar.’ Kıssadan hisse: Eistein gibi, öğrenmeye, kendimizi keşfetmeye açık olmalıyız.

En iyi yatırım kişiye yapılan yatırımdır. Bu yatırım kişinin bugününe ve yarınına aile, başarı, ilişkiler, çevre ve diğer birçok açıdan katkı sağlayacaktır. Anne babalar ve öğrenciler, kendi potansiyellerinin farkına varmalarını sağlayacak bu yatırım için koçluk kurumlarından yararlanmalıdır. Zira potansiyelinin farkına varan öğrencilerin sınav başarıları da daha yüksek olacaktır. Ancak danışanlar, akredite kurumlardan eğitim almış, uluslararası standartlardaki uzmanları bulmaya özen göstermelidir.

Ramazan KARAKALE

Leave a Reply