EBEVEYNLER-KENDİNİZE ODAKLANIN

Sevgili ebeveynler sizlerle, sizi daha özgür kılacak ya da sizi mutsuz edecek bir konuyu paylaşmak istiyorum.
Yaşadığımız dönemde anne ve babaların büyük çoğunluğunun çocukları ile iletişimde mutsuz olduğu, yeterli doyumu sağlamadıkları bir gerçek.
Ebeveynler çocuklarının davranışlarının altında yatan sebepleri tam olarak anlayamadığı sürece hayal kırıklığına uğramaya devam edecekleri bir gerçektir…
Unutulmamalıdır ki çocukların davranışları kontrol altına alınmaya çalışıldıkça buna tepki olarak olumsuz davranışları o kadar artacaktır.
Anne babalar kendi davranışlarına daha çok, çocukların davranışlarına daha az odaklanmaya başladıklarında çocuklarının davranışlarında anne babayı da mutlu edecek olumlu davranış değişiklikleri ortaya çıkacaktır.
‘’Ben anneyim- ben babayım. Benim davranışlarımda herhangi bir değişiklik yapmama gerek yok” düşüncesi anne ve babalar arasında geçmiş dönemlerden beri çok yaygın bir düşünce anlayışıdır. Bununla beraber işin sevindirici yönü bu düşünce yaşadığımız dönemde yavaş yavaş değişmeye başlamıştır.
Araştırmalar göstermektedir ki; çocuklarıyla sağlıklı iletişim kuran anne, babanın çocukları onların rehberliğini kabul etmeye daha istekli olmaktadır.
Bu nedenle anne babalar kendi davranışlarına ne kadar çok odaklanırlarsa çocuklarda o kadar olumlu davranış biçimi oluşturmuş olurlar.
Bu konuda yeterli iç değerlendirme yapılmadan beklenen davranış sonuçlarını almak mümkün değildir.
Anne babaların kendi davranışlarına odaklanmasının ortaya çıkaracağı sonuçlar şunlar olacaktır;
1. Çocuğunuzla ve kendinizle sağlıklı ve mutlu bir ilişki
2. Huzurlu bir ev ortamı ve ebeveyn ilişkisinde olumlu sonuçlar
3. Çocuğunuza sorumluluklarını alma konusunda motive etmeye yönelik rehberlik yapabilme becerisi.
4. Yitirilen aile içi dinamiklerinin tekrar ortaya çıkartılması
“Ben her görevimi yaptım. Çocuklarımın artık beni dinlemesi ve üstüne düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekiyor” düşüncesi anne babalar arasında çok yaygındır. Ancak bilinmesi gerekir ki hayatınız istediğiniz gibi değilse hala yapmanız gereken şeyler var demektir.
Ancak bu durumun kötü olduğunu düşünmemek gerekir. Unutmayın ki güç sizin elinizde, ne zaman olursa olsun cesaretli bir anne ya da baba olmak istediğinizde dönüm noktası hemen yanı başınızdadır.
Sıkışmışlıktan kurtulmak, başarıya ulaşmak ve harekete geçmek için hiçbir zaman kolay ya da daha iyi bir zaman olmayacaktır. An şu andır.

Yazarı : : https://www.bonniecompton.com/2018/01/06/parent-challenge-focus-on-yourself-and-watch-your-kids-behavior-change/

Tarih : 06.01.2018

Çeviri Tarihi : 25.03.2019

ARTI YAŞAM PLUS LİFE
KOÇLUK HİZMETLERİ LTD.ŞTİ.
0232 502 04 08

SOSYAL MEDYA BİZİ ESİR Mİ ALDI?

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte öncelikle internet arkasından akıllı telefon ve sosyal medya kavramları hayatımızda çok önemli bir yer edindi. Hatta bu teknoloji ve bilişim devrimi insanlığın varlığını derinden sarstı.
Günümüzde internet ile bağı olmayan kişi sayısı yok denecek kadar azdır. Ülkenin en ücra köşelerine kadar götürülen dijital hizmetler insanlar üzerinde adeta bağımlılık yaratıyor. Öyle ki sanki yoklama alınıyormuş gibi her gün dijital dünyaya özellikle Facebook, Twitter, Instagram, Youtube, Whatsapp vb. Platformlara girmeye, içeriklere göz atmaya zorlanıyoruz farkında olmadan. Bu platformlar üzerinden arkadaşlarımız, dostlarımız, sevdiklerimizle iletişime geçiyoruz ancak dokunamıyoruz, koku alamıyoruz… Yalnızken sanki başkalarıyla birlikteymişiz gibi bir düşünceye, yanılgıya kapılıyoruz. Bunun sonucu olarak yalnızlığımızla ve gerçek yaşamla yüzleştiğimizde travmalar yaşıyor mutsuz hissediyoruz. Hem çocuklarda hem yetişkinlerde bu durum dışlanmışlık ve yalnızlık hissine kapılmamıza sebep olabiliyor. Özetle bize hükmediyor…
Tüm bunlar sosyal medyanın ve bilişim devriminin tamamıyla kötü bir şey olduğunu söylemiyor… Tek yapmamız gereken gerçek dünyanın ve gerçek yaşamımızın farkında olmak ve dijital dünyanın yaşamımızı, hedeflerimizi, aile içi iletişimimizi, başarımızı ve mutluluğumuzu olumsuz etkilememesini sağlamak… Bunun için farkındalık kazanmalı ve farkında kalarak yaşamalıyız. Böyle yaşamayı başarabildiğimizde hem yeni çağın sunduğu nimetlerden yararlanmış oluruz hem de dijital yaşamın olumsuzluklarından kendimizi koruruz. Bu, ailelerin ya da iş yerinde yöneticilerin yasaklaması ile gerçekleşecek bir durum değildir. Bütün iş bireylerde farkındalık oluşması. Farkındalık kendi kendine oluşamıyorsa en etkili ve en kestirme yol günümüz mesleklerinden olan koçluktan faydalanmak.
Bu konuda daha önce yaptığım seanslardan çok sayıda örnek mevcut. Mesela fen lisesi öğrencisi bir danışanım, Kaan. Sosyal medyayı kontrolsüz bir şekilde kullanıp zamanının çoğunu orada geçirdiği için ailesi tarafından sürekli bu konuda eleştirilmiş. Birkaç seans koçluktan sonra Kaan farkındalık yaşadı ve tamamen kendi isteği ve kararı ile ailesine sosyal medya hesaplarını 6 ay süre ile kapattığını söyledi. Ailesinin Kaan’ın bu kararına tepkisini tahmin edebilirsiniz, şaşırma ve mutluluk…
Bir başka danışanım 10. sınıf öğrencisi Tuna. Tuna aldığı koçluk sonrasında günün 5 saatini oyun ve diğer platformlarda geçirdiğinin, çok zaman harcadığının farkına vardı ve günlük 2 saat ile kendini sınırladı.
Yine biri avukat ve diğeri eski banka müdürü olan 2 danışanım sosyal medyada çok zaman harcadıklarının farkına varıp kendilerini 30–45 dk ile sınırlandırdılar.
Bir başka danışanım ise uzun süre sosyal medyadaki grubundan dışlanmayı göze alamadı…
Tekrar ifade etmek gerekirse sosyal medya kesinlikle olumsuz, kötü ve zarar verici bir gelişme değil. Ancak biz onlara değil onlar bize hükmettiğinde bizi esir aldığı ve hayatımızı olumsuz etkilediği de su götürmez bir gerçek. Bu nedenle büyük bir farkındalık ile yaşamamız gerekiyor. Tam bu noktada koçluk bireylere bu sorunun çözümünü sunuyor. Koçluk alan bireylerde farkındalık oluşup sosyal medyanın esiri olmadan yaşayabiliyorlar.

ÇOCUĞUNUZ SİZE ŞİDDET Mİ UYGULUYOR?

Bugüne kadar koçluk yaptığım onlarca ebeveynin bazılarından, “çocuğum 8 yaşında şiddet uyguluyor, isteğini zorla yaptırıyor, oğlum yetişkin sayılır 18 yaşından büyük bana küfrediyor, şiddet uyguluyor, kızım benimle konuşmuyor, saygı duymuyor, oğlum/kızım bana güvenmiyor” yakarışlarını dinledim. Devamında ise genellikle “Bizim zamanımızda böyle değildi, ben yaşayamadım o yaşasın diye hiçbir şeyi esirgemedim, Allah’a şükür hiçbir şeye ihtiyacı yok, yapacağı tek şey ders çalışmak, bize saygılı davranmak vb. şeklinde kendilerini haklı, çocuğu suçlayıcı ifadelerle söze devam ediyorlar.
Danışanlarımla yaptığım seanslarda belirli bir aşamadan sonra ebeveynlerde farkındalık oluşuyor, hedeflerini belirliyorlar, hedeflerinin önündeki engelleri kaldırıyor, değişiyor, gelişiyor, daha mutlu ebeveyn oluyorlar. Ancak gerek kendileri gerekse çocukları koçluk öncesi geçen süreçte çok acı çekiyorlar. Eğer çocukta ve ebeveynde patolojik bir durum yoksa genellikle aile içindeki ilişkiler çocukların davranışlarında etkili oluyor.
İnsanların yaşamlarında en büyük değişiklik eşle ve çocukla yaşamaya başladıklarında gerçekleşiyor. Bu değişiklikleri farkındalıkla yaşayan eşlerde çocukları ile ilgili keşkeler olmuyor ya da çok az duyuluyor.
Bilindiği gibi üç tip aile yapısı var:
– Otoriter (baskıcı) aile — bu tip ailede düzen var özerklik yok.
– Esnek aile — bu tip aile yapısında düzen (sistem) yok, çocuk için özerklik var.
– Demokratik aile — bu ailede ise hem düzen var hem özerklik var.
Çocuğundan şikayetçi ebeveynler en çok “esnek aile” özelliklerini gösterenler ile “otoriter aile” tipine yakın özellikler gösterenler.
Esnek ailede çocuğa çok fazla özerklik veriliyor, neredeyse her istediği yapılıyor ama evde kurallar net değil. Çocuk kaos içinde olduğunu hissediyor ve özdenetimi gelişmiyor bununla birlikte çocuk endişeli büyüyor.
Otoriter ailede de özgüvensiz çocuk yetişiyor. Eline geçirdiği ilk fırsatta o da gücünün yettiğine baskı uyguluyor.
Demokratik ailede hem düzen var hem de aile bireylerinde özerklik var. Anne baba sınırları net çizer ve bu sınırlar içinde çocuğa seçme hakkı verir. Çocuk kendini güvende hisseder, bir birey olarak gelişir ve kendi kararlarını kendisi vermeyi öğrenir, sorumluluklarını yerine getirir, haklarını bilir.
Böyle ailelerde slogan “talep edersen veririm, tartışırız, karar veririr, kararımıza da uyarız”
Çocuğumuzdan şikayet ederken parmağımız kendimizi göstermeli. Biz nasıl bir aileyiz, çocuğumuza “kaç yaşında” gibi kızıyoruz ya da seviyoruz sorularını kendimize sormalıyız.
Farkındalık, değişim ve gelişim ile aile içi iletişimdeki sorunlar çözülebilir.

Koçluk ve Eğitim- Öğretimdeki Yeri

Koçluk, dünya ölçeğinde gelişen yeni bir alan ya da sektör. Uzun süren eğitimlerden geçmiş ve hem akademik hem de saha çalışması yapmış koçlar, danışan adını verdikleri insanlarla iletişim kuruyor. Ona sorular sorarak, kendi olanaklarını yine kendisinin keşfetmesini/görmesini sağlıyor. Bu işi öğüt vererek ya da emirler sıralayarak yapmıyorlar. Danışanı, tanımaya, onun içine bakmaya çalışıyorlar. Aynı zamanda onun bir tür sırdaşı oluyorlar. Kişinin kendisini kendi aynasında görmesini, kendi zengin galerisinde gezinerek kendi zenginliğinin farkına varmasını sağlıyorlar. Yani kişilerin önce farkındalık yaşamalarına daha sonra ise harekete geçmelerine yardımcı oluyorlar. Danışanın hem kendisiyle, hem çevresiyle, hem de doğa ile barışık olmasının yollarını yine kendisinin bulmasına olanak sağlıyorlar.

Bu bir özel öğretmenlik değil; çünkü kişinin kendi gelişimini engelleyen kapalı perdelerin açılmasına olanak vermek dışında bir şey öğrettikleri yok. Bu bir psikolojik danışmanlık da değil; çünkü koçlar, psikolojik hastalıklarla ilgilenmiyorlar ve ‘Orası bizim alanımız değil. Biz ruhsal yönden sağlıklı kimselere hizmet sunuyoruz’ diyorlar. Dolayısıyla ilaç filan yazmıyor ve önermiyorlar.
Ben bir koç değilim ancak çok yakın koç arkadaşlarımın yaptıklarını gözlemleyerek yukarıdaki açıklamalara ulaştım. Bu satırların yazarı, 47 yıllık kimya öğretmeni ve kimya kitapları ile bilim tarihi eksenli bazı kitapların da yazarıdır. Bir eğitim kurumunda lise son sınıf öğrencilerine ders veriyorum. Aralarında oldukça zeki öğrenciler de var. Çok ilginç bir nokta öğrenciler genellikle ‘anlamadan’ ‘bilmeyi’ yeğliyor. Bunun birkaç nedeni var.

Birincisi, eğitim sistemimizin ezberciliğe dayanıyor olması. Bu durumun en büyük nedenlerinden biri oldukça dağınık ve ağır bir müfredata sahip olmamız. Bundan dolayı mevcut sistemde öğrenciler eğitimlerini sorgulama, değerlendirme ve irdeleme yetisinden yoksun tamamlıyorlar. Buna bağlı olarak örneğin öğrenci bir denklemin mantığı ve anlamı yerine onu nerede kullanacağı noktasına odaklanıyor. Sınavlarda kendisine faydalı olacak bilgiler dışında penceresini fazla bilgiye kapatıyor. Fazla bilgi, kafamı karıştırır diye bakıyor. Hap bilgi istiyor. Bunun 12. sınıf öğrencilerinde bile olması öncelikle öğrencinin geleceği buna bağlı olarak da ülkemizin geleceği için endişe verici.
İkincisi, teknolojinin daha çok eğlence ve oyun amaçlı kullanımı ve bunun sonucunda zamanın verimsiz ve boş geçmesi. Öğrenciler, teneffüse çıkar çıkmaz akıllı telefonlarına gömülüyor. Onları oradan çıkarmak neredeyse dersin dörtte birini götürüyor. Google var nasıl olsa diye derse kendilerini tam olarak veremiyorlar ve not tutmaya üşeniyorlar.
Bütün bunların yanı sıra üniversitelere giriş sınavlarının içeriğinin sürekli değiştirilmesi ve fen derslerindeki soru sayılarının neredeyse üçte bire indirilmesi, sınav standartlarını yok ederek büyük bir belirsizliğe yol açmaktadır. Bu ortamda öğrencilerde büyük bir özgüven eksikliği ve kendi gücünün farkındalığını görememe sorunu var. Biz öğretmenler, kendi derslerimizi yetiştirmeye ya da alanımızı kavratmaya uğraşıyoruz. Ana babaların çoğu, ‘ders çalış, test çöz’ demekten öteye bu gençlere yardımcı olamıyor. Bu öğrenciler, psikolojik hasta değil; ama kendi olanaklarının da farkında değil. Birileri onlara ‘Vay be! Ben bunu nasıl göremedim!’ dedirtmeli ve kendi yaşamlarının bugünü ve yarınını sorgulatmalıdır. İşte bunu yaptıracak olan koçtur.
20. yüzyılın en büyük bilim insanlarından Albert Einstein’a atfedilen bir öykü vardır. Bir gün bir arkadaşı ziyaretine gelir. Eintein’ın çalışma odasına geçerler. Arkadaşı, kapının alt kısmında biri büyük, biri küçük iki delik açıldığını görür ve bunun nedenini Einstein’a sorar. Einstein ‘Sorma! Benim kedi bir yavru doğurdu. Annesinin geçmesi için büyük deliği, yavrunun geçmesi için küçük deliği açtım’ yanıtını verir. Arkadaşı, her ikisi için bir büyük deliğin yeteceğini hatırlatır. Büyük adamların çoğu, kendi kendisiyle dalga geçmekten çekinmez. Einstein ‘Vay be denklemlerle uğraşırken bu basit gerçeği akıl edememişim’ diye hayıflanır. Fakat bir süre sonra Einstein’ın beyninde yine kıvılcımlar çakar: ‘ Bir dakika! Beni hepten akılsız sayma. Bir an için her ikisi de aynı anda dışarıya çıkmaya kalkarsa ne olacak? Bak benim küçük delik, o zaman işe yarar.’ Kıssadan hisse: Eistein gibi, öğrenmeye, kendimizi keşfetmeye açık olmalıyız.

En iyi yatırım kişiye yapılan yatırımdır. Bu yatırım kişinin bugününe ve yarınına aile, başarı, ilişkiler, çevre ve diğer birçok açıdan katkı sağlayacaktır. Anne babalar ve öğrenciler, kendi potansiyellerinin farkına varmalarını sağlayacak bu yatırım için koçluk kurumlarından yararlanmalıdır. Zira potansiyelinin farkına varan öğrencilerin sınav başarıları da daha yüksek olacaktır. Ancak danışanlar, akredite kurumlardan eğitim almış, uluslararası standartlardaki uzmanları bulmaya özen göstermelidir.

Ramazan KARAKALE

DİSC STİLİ İLE YÜKSEK PERFORMANSLI LİDERLİK

Bir zamanlar birisinin söylediği gibi, zekanın radar olduğunu belirtecek olursak, o zaman DISC teorisini uygulamak, anteninizin değerli bir ayarlaması olabilir.

Aslında DISC, yönetimin neredeyse her alanında olumlu bir etki yapabilir. Dört davranış tarzının her biriyle iletişim kurmak ve görevleri devretmek, iltifat etmek ve düzeltmek, motive etmek ve danışmanlık yapmak için farklı bir yol vardır. Şimdilik yalnızca tüm çalışanlarınızla uyum ve etkinliğinizi nasıl artıracağınıza odaklanacağım.

GÜCÜNÜZ NEREDEN GELİR?

Öncelikle çalışanlarınızı etkileme gücünüzün iki kaynaktan oluştuğunu fark edin: “pozisyon gücü” ve “kişisel güç”. Pozisyon gücü şöyle: siz CEO, departman başkanı ya da bölgesel satış müdürüsünüz ve gücünüzün bir kısmı hiyerarşi tarafından övülmeyle gelir.

Kişisel güç; kazanmaktan, onu geliştirmekten gelir. Pozisyon gücü birisini etkilemek için bir başlangıç noktasıdır, ancak çalışanlarınızdan alacağınız en iyi şey uyumdur. Uyumu gerçek bağlılık, dayanışma ve iş birliğine çevirecek olan şey kişisel güçtür.

Çalışanlar son on yılda daha fazla güç kazandı. Mahkeme kararları, daha aydınlatılmış yönetim teorileri ile birleştirildiğinde, alt rütbelere daha fazla söz hakkı verilmiştir. Aslında, bir liderin önder tarafından gerçekten kabul edilene kadar gerçekten liderlik edemeyeceğine inanılıyor. Böylece kişisel güç -özellikle de insanlarla ilgilenme beceriniz- özellikle sizin ve kuruluşunuz için çok önemlidir.

Kısacası, çalışanlarınızın bireyselliğini onurlandırırsanız, kazanan bir takımdaymış gibi hisseder ve sizin için daha iyi, daha sıkı çalışır. Onların gücünü aramaktansa onları yetkilendirmelisiniz.

Bunu; ancak dinlemeyi, gözlemlemeyi ve onlarla konuşmayı öğrenerek yapabilirsiniz. Daha sonra ise uyum sağlayın, böylece kendilerini önemli hissedeceklerdir. İşte DISC (çark) harekete geçirildi. Daha az gerginlik göreceksiniz, daha az çatışma yaşayacaksınız ve daha etkili, motive bir işgücü üretmiş olacaksınız.

YÜKSEK PERFORMANSLI LİDERLİK GELİŞTİRME

En iyi lider belirli bir davranış stiline veya hatta bazı ideal stil karışımına sahip biri değildir. Bunun yerine, en iyi lider, bir iş veya görevin gerekliliklerini tespit eden ve onu uygulayan kişidir. Bu, her türlü durumdaki tüm kişilik stilleri ile iyi çalışmak demektir.

Aslında, şirketler yeniden yapılandırırken ve ekip çalışmasına yeni bir ağırlık verdikçe davranış stillerini anlayan liderler yukarı çıkacaktır. Durum liderleri olarak, kendi doğal gücünüzü kullanarak kendi doğal tarzlarında hareket etmek isteyebilirler. Diğer zamanlarda, DISC ilkelerini kullanarak başkalarına uyum sağlamayı seçebilirler. Veya ciddi bir stil çatışması duyduklarında, belirli bir durumu ele alacak üçüncü bir kişi seçmek isteyebilirler.

Yöneticiye açık olan bir diğer seçenek de, çalışanların güçlü yönlerini özgürce iş içinde göstermesine izin vermek için çalışma ortamını değiştirmek, yani bir işçinin görevlerini yeniden hizalamak, son tarihleri değiştirmek veya öncelikleri yenilemektir. Bugünün yöneticileri, üretkenlik görevini üstlenemeyeceğiniz konusunda hemfikirdir.

Mesela bir arkadaş, muhasebeci / büro müdürü olarak güçlü bir Büyük C Dürüst Stili istihdam etmiştir. O işte müthiştir, fakat patron ofisten çıktığında, Büyük C stili de telefona cevap vermek zorunda kalır ve sorun burada başlar. Muhasebecinin kabalıklarıyla ilgili şikâyet üstüne şikayet. Sonunda, patron müşteri gibi arar ve kendisine nasıl davrandığı konusunda şok olur.

Muhasebeci sonradan kabul eder ve “müşteri aramalarından nefret ediyorum, yaptığım işi bölüyorlar” der. İyi bir işçi olmasına rağmen, telefonla başa çıkmak için biçilmiş kaftan değildir. Söylemeye gerek yok, patron telefona cevap verecek bir başkasını bulur ve herkes daha mutlu olur (patron, muhasebeci ve müşteriler)

Herhangi bir kuruluş en iyi performansı göstermesi için muhtemelen dört stilin hepsine ihtiyaç duyar. Dört türe de ihtiyacınız var ancak onlara doğru yerlerde ihtiyacınız var. Her durumda siz ve yöneticiniz stilinizi ve başkalarını nasıl etkilediğini çok iyi bilmelisiniz. Stilinizin aşırılıklarının farkında olmak, yalnızca bir patron değil bir lider olmanıza da izin verecektir. Genellikle işyerinde stillerini inceleyen yöneticiler evde ve sosyal ortamlarda daha iyi ilişkiler geliştirirler.

Ana stiliniz ne olursa olsun, onu daha (makul) kılmayı tercih edebilirsiniz. Etkili bir durumsal liderin, kişisel stilinin keskin köşelerinden bazılarını yuvarlayabileceği yollar şunlardır:

BÜYÜK D STİLİ (D=HÂKİMİYET)

Şunu unutmayın diğerlerinin de duyguları var ve sizin iyi performans gösteren ve ukala tarzınız astlarınızın yetersiz hissetmesini ve genellikle kızgın kalmasını sağlayabilir.

Hataların olacağını kabul edin ve merhametle adaleti yumuşatmaya çalışın. Her zaman süper bir insan imajını tasarlamaya çalışmak yerine, yaptığınız hatalar hakkında şaka yapabilirsiniz.

Büyük D stili, diğerleri iyi bir şey yaptığında övgüyle onların gelişimini-büyümesini teşvik eder, onları yetkilendirir ve kullanabilmesi için yollarından çekilir. Kontrolünüzden ne kaybederseniz kaybedin, özveri ve gelişmiş personel yetkinliği kazanma olasılığınız yüksektir.

Çok otoriter patron olmamaya çalışın! Başkalarının görüşlerini sorun ve hatta bazı ortak eylemler planlayın (Gerçi bu durum Büyük D stili için radikal).

BÜYÜK İ STİLİ (İ=ETKİ)

Çalışanlarınız sadece fikirlere değil aynı zamanda koordinasyona da bağımlıdır. Bu nedenle daha düzenli hale gelebilmek için yapabileceğiniz her şey (liste oluşturma, takviminizi güncel tutma, hedefleri önceliğe göre sıralama), hem siz hem de onlar için fayda sağlayacaktır.

Hiçbir şey patronun önemli konularda topu bıraktığını görmek kadar iç karartıcı değildir. Takip etmede başarısız olursanız, zor kararlar vermekten vazgeçerseniz veya tutmadığınız sözler veriyorsanız, çalışanlarınız inançlarını kaybedecektir. Bunları bilerek yapmasanız bile, onlar sizin onları hayal kırıklığına uğrattığınızı görecekler. Cazibeniz ve samimiyetiniz güvenilmezliği tamamen telafi edemez.

Ayrıca, çatışmaların meydana geleceği gerçeğini kavrayın. Onlarla baş etmeye çalışın, halının altına süpürmeyin. Buna ek olarak, zamanınızı daha iyi organize edin ve sosyalleşmenizi görevlerinizle dengede tutun.

BÜYÜK S STİLİ (S=KARARLILIK)

Muhtemelen çok sevilen bir patronsunuz. Amacınız daha etkili, daha sevilen bir patron olmak olmalı.

Biraz gerinmeyi, daha fazla veya farklı görevleri üstlenmeyi öğrenin ve bunları daha çabuk gerçekleştirmeyi deneyin. Düşünceleriniz ve duygularınız hakkında daha iddialı olmanın yanı sıra daha açık görüşlü olabilirsiniz. Küçük bir riskle ve değişimle biraz deneme yapın.

Çalışanlarınızın duygularına duyarlı olmak en büyük güçlerinizden biridir. Ancak bu durum ile yolunuza çıkan ilk olumsuz yorum ya da eylem arasında ortak bir nokta bulmanız gerekiyor.

BÜYÜK C STİLİ (C=DÜRÜST)

Yüksek standartlarınız iki uçlu bir kılıçtır. Çalışanlarınız sizin mükemmellik arayışınızdan esinlenir ancak sıklıkla sizi memnun edemeyeceklerini düşünmelerinden dolayı hayal kırıklığına uğrarlar.

Yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri konuşulan veya konuşulmayan eleştirilerinizi azaltmak ve yumuşatmaktır. Bazen çok sert görünebilirsiniz!

Kontrol ihtiyacınız olduğunda rahatlayın. Etrafta dolaşın ve takımla daha fazla vakit geçirin, insanlarla mutfakta veya öğle yemeğinde sohbet edin.

Her durumda mükemmelliğe gereksinim duymadan yüksek standartlara sahip olabileceğiniz gerçeğinin farkında olun. Bu hem sizin hem de çalışanlarınızın omzundan bir yük alacaktır.

Stiliniz ne olursa olsun, uyarlanabilme, çalışanlarınıza köprü kurmanıza ve onların değerli hissetmelerine yardımcı olabilir.

İlgi ve kaygılarına, güçlü ve zayıf yanlarına en iyi cevap vermeyi öğrenerek, çalışanlarınızdan en iyi şekilde faydalanabilir, onları tatmin olmuş olarak bırakabilirsiniz.

Orijinal link: https://coachfederation.org/blog/index.php/9354/
Çeviri tarihi: 04.12.2017
Orijinal yayın tarihi: 25.10.2017

BABAM İSTEDİĞİ İÇİN DOKTOR OLDUM

80’li yıllarda işim nedeniyle Isparta’dan ayrılıp Denizli’ye yerleştim. O dönemde bir yakınımın tedavisi için sık sık Hacettepe Tıp Fakültesi’ne gidiyordum. Sanırım 89 yılı idi, bir gidişimde mühendis bir arkadaşımın oğlu Ali ile karşılaştım.

Tıp Fakültesi bahçesinde pırıl pırıl giysili bizim Ali’yi görünce çok sevindim, gururlandım, sarıldım. “Tebrik ederim Ali Hacettepe Tıp’ı kazanmışsın” dedim. Ali durgun bir sesle “Babam için tıp okumaya geldim” dedi. Ne yapacağımı, ne söyleyeceğimi bilemedim. Sadece hayırlı olsun diyebildim.

Uzun süre boyunca Ankara’ya gidip geldiğim için Ali ile tekrar karşılaştık, sanırım 2. veya 3. sınıfta idi.
Görüşmemizde bu kez “Babam için doktor olacağım Mustafa amca” dedi. Buz gibi bir hava esti. Bende “Ali oğlum sevmiyorsan dön, vazgeç bari” diyebildim. Aslında o zaman bende içimden vazgeçmesini istemiyordum. O da “Geç oldu artık amca, yeniden başlamayı ve tıbbı bırakmış bir öğrenci olmayı göğüsleyemeyeceğim” dedi buruk bir sesle.

Yıllar sonra Ali’yi yine gördüm. O zamanda “İç hastalıkları uzmanı oldum Burdur Gölhisar’da. Babam için doktorluk yapıyorum” dedi.Sonra evlendi, çocukları oldu. Şimdi Isparta’da doktorluk yapıyor. 7-8 senedir karşılaşmadık.

Hacettepe Tıp Fakültesindeki 2. karşılaşmamızdan sonra hiç soru sormadım. Ali hangi mesleği istiyordu? Tıbbı neden istemiyordu? Hiç bilmiyorum. Bende mutsuzluğu artar endişesi ile sadece dinleyerek geçiştirdim.

Gelelim günümüze…

Üniversite sınavlarına girmiş yüzbinlerce genç arkadaşımızın ve velilerinin bu günlerde tercih kaygısı içinde olduğunu biliyoruz. Hangi üniversite en iyi, hangi meslek en rahat ya da en kazançlı gibi onlarca soru herkesin aklında. Ancak artık bu sorulara cevap olarak gençlerin mutlu ve başarılı olabileceği meslekleri belirlemenin bilimsel bir yöntemi var. İzotomi ®

İzotomi (yasampluslife.com/izotomi) konusunda yapılan bilimsel çalışmaların sonuçları gösterdi ki; İnsanlar değerleri (gelenekçilik, güç, kurallara uyma, uyarılma, başarı, hazcılık, öz yönetim, güvenlik, v.b.) istekleri ve güçlü yönleri ile uyumlu mesleklerde başarılı ve mutlu oluyorlar.

Artık günümüzde gençlerimizin değerleri ve güçlü yönleri ICF onaylı ve İzotomi Sertifikalı Analist Uzman Koçlarla kolayca tespit ediliyor. Severek yapacağı, başarılı ve mutlu olacağı meslek grubu genç arkadaşa ve ailesine sunulabiliyor

Takdir edersiniz ki bu bir uzmanlık işi…

Bizim Ali’de olduğu gibi bazen okuduğu üniversite ve seçtiği meslek gençlerin mutlu olmasını sağlamıyor. Hiçbir aile çocuğunun bile – isteye mutsuz olacağı bir mesleği seçmesini ve onu en popüler üniversite bile olsa severek okumayacağı bir üniversiteye göndermek istemez… Bu nedenle tercih dönemi onlar için çok büyük önem taşıyor.

“ Şimdi Tercih Zamanı”

Hayallerinizi çocuğunuzun omzuna yüklemeyin…

Tüm gençlerimizin başarılı ve mutlu olacağı mesleği ve üniversiteyi kazanması dileklerimizle…                                                                                                                                                                                                                              14/07/2016

Mustafa ÖZDEMİR
Uzman Koç
ALSANCAK

Güncel ICF Makalesi: Zen Sanatı ile İlk Danışanını Bulma

İnsanların koçluk eğitimini tamamladıktan sonraki amacı ilk ücretli danışanını bulmaktır. Fakat bu durum biraz zor olabilir. Bu nedenle de birçok yeni koç henüz koçluktan 1 euro bile kazanmadan pes eder.

Birçok koç için problem nereden başlayacaklarını bilememeleridir. Kendilerini bir koç olarak pazarlama konusunda bilgi sıkıntıları yok fakat ortada bir problem olduğu da bir gerçek. Kendilerini koç olarak pazarlayabilecekleri birçok yöntem var ama hangisinin işe yarayacağını bilmek zor. Çok sayıda pazarlama taktiği denemek cazip gelir ancak bu taktiklerin hepsi denendikten sonra hayal kırıklığına uğramış hissederler ve nihayetinde pes ederler çünkü çabalarının hiç biri ücretli danışan bulmak ile sonuçlanmaz.

Ben kendi koçlarımın çoğunun o değerli zamanlarını ve paralarını web sitelerine, logo tasarımlarına, kartvizitlerine harcayarak şık görünümlü web sitesi ve kartvizit uğruna heba ettiklerini ancak hiç danışan bulamadıklarını gördüm.

İngiltere’de bu gibi durumlar için bir söz vardır, “Donanımı var fikri yok.”

Bu söz genellikle yeni bir spora başlayıp birinci sınıf malzemelere bir sürü para harcayan ancak aslında sporun temelini bilmeyen kişiler için kullanılır. Eminim benzerliği anlamışsınızdır.

Şimdi bu muhteşem markalaşma, şık web sitesi ya da parlak kırtasiye malzemeleri için para harcamayı bir kenara bırakalım. Garanti bir şekilde herhangi bir koçluk tecrübesi olmadan 10 saniyede milyoner bir koç nasıl olunur tuzağına karşı paramızı cebimizde tutalım.

Bunun yerine işin temeline dönelim. İlk danışanı bulmanın en basit ve Zen sanatına en benzer yoluna bakalım.
İlk danışanı bulma sanatı 3 temel ilkeye dayanır.
1. Koçluk tamamen yapılan konuşmalardır (görüşmeler).
2. Konuşmalar iki insan arasında olur.
3. İnsanlar iletişimle (bağlantıyla) büyür.

Oxford sözlüğünde konuşma aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır:
“İki veya daha fazla insan arasında haber ve bilgi paylaşımına dayalı ve resmi olmayan sohbet.”

Koçluk konuşması ise şu şekilde tanımlanabilir:
“Koçun, danışanın arzuladığı hedefi yaratabilmesine yardım etmek için onu çok iyi dinlemesi, güçlü sorular sorması ve not alması vasıtasıyla bir amaç odaklı yapılan anlamlı sohbet.”
Koçluk konuşmasının tanımı konusunda farklı bir düşünceye sahip olabilirsiniz fakat benim için özetle bir koçluk konuşması tanımı tamamen böyle.
İkinci nokta ise bir konuşma iki ya da daha fazla İNSAN arasında olur. Son nokta ise CoachU’dan gelir: Onların 9 yol gösterici ilkesinden biri “İnsanlar iletişimle büyür, İletişim yaratıcılığın kökenidir.”

Zen sanatında ilk danışanını getirmek için odaklanman gereken 3 anahtar kelime vardır.

1. Konuşmalar (diyalog)
2. İnsanlar
3. İletişim (bağlantı)

Bir koç olarak sizin mesleğiniz tamamen insanlarla bağlantı kurmak ve anlamlı görüşmeler yapmaktır.
Bu nedenle eğer danışan istiyorsanız yapmanız gereken şey insanlarla iletişime geçmek (diyalog kurmak) ve konuşmalar, görüşmeler yapmak.

Benim koçlarımdan biri olan Rich Litvin (The Prosperous Koçluk firmasının kurucu ortağı) danışan bulmak için yapılan görüşmeler hakkında şöyle dedi:
“Görüşmeler yapın, görüşmelerinizi planlayın, bugününüz yapacağınız şeyler bir sonraki görüşmeniz hakkında olsun çünkü eğer böyle yaparsanız danışan kazanırsınız. Tüm koçluk sözleşmeleri (danışan bulma) bir görüşme (diyalog) esnasında ortaya çıkar. Lütfen bunu göz önünde bulundurun. Çünkü tüm koçluk sözleşmelerinin (danışan bulma) bir görüşme (diyalog) esnasında olduğuna inanırsanız bugününüz etrafta bir aşağı bir yukarı dolaşmak, günde 50 kere maillerinizi kontrol etmek, önemsiz telefon görüşmeleri yapmak, kişisel yazılar yazmak, bir kitap yazıp yazamayacağınızı merak etmek yerine kendinize yeni görüşmeler ayarlamakla geçer ve bu öncelikli amacınız olur. Saydığım bu önemsiz şeyleri yapmak size danışan kazandırmaz. Tüm bu önemsiz şeyler aslında bir görüşmeye sahip olabilecekken sizin bütün gününüzü yiyip bitirir.”

Evet, artık Zen sanatına göre ilk koçluk danışanını bulmanın özüne sahipsiniz: İnsanlarla iletişim kur, görüşmeler yap.

Zen sanatını daha da özelleştirelim: Aynı anda bir kişi ile iletişime geç ve aynı anda bir kişi ile görüş.
Oldukça açık değil mi?

Aynı anda birden fazla görüşme yapamazsın. Fakat yine de bu tek kişi kavramını vurgulamak önemli. Eğer koçlukta gerçekten Zen sanatını değerlendirmek istiyorsan kendine sürekli şunu hatırlat “aynı anda bir.” Bu senin üzerindeki stres ve baskıyı alacak ve dikkatinle bilgini aynı anda bir kişiye vermeni sağlayacak.

Bunu bir kez yaptığında artık hem donanımın hem de fikrin olacak.

Bu makale ICF’ın web sitesindeki Amanda Alexander’ın makalesinden Türkçe’ye çevrilmiştir. İngilizcesi için: http://coachfederation.org/blog/index.php/3207/

Gençlik Ve Bahar

  Bahar gelir, çiçekler açar, tabiat ana uyanır sanki. Baharın gelişi bana öğrenciliğimi anımsattı. Hatırlıyorum da öğrenciyken bahar geldiğinde içimde farklı bir sevinç olurdu. Taze çiçeklerin kokusunu içime çekerdim. Dersler mi? Bahar gelmiş, havalar ısınıyor. Yaz için planlar yapılıyor. Hatta adı bende saklı şahsiyetin adı bile kalbin çarpmasına sebep oluyor. Ders kimin umurunda. Baharın gelişi ile bir bakmışsın notlar almış başını gitmiş. Olumlu yönde bir gidiş de değil üstelik. Baharın etkisi bunlar hep onun yüzünden. Bahanemde hazır hemen. Suç baharın gelişinde. Aklımızı başımızdan alır. Notlarla birlikte kendime gelirim yeniden. Sanırım senaryo herkes için hemen hemen aynıdır. Aslında burada tüm sorun amaç ve hedeflerin net olmayışıdır. Hedefler insanı canlı tutar, motive eder. Tıpkı baharın gelişi gibi uyandırır insanı.

 Yeniden öğrenci olsam baharın gelişini aynı duygularla yaşardım. Hatta doyasıya daha fazla yaşardım. Doğanın yenilenmesini kendi bedenimde de hissetmekten mutluluk duyardım. Yeniden öğrenci olsam, hedeflerime çiçekler açtırır, onları daha çok sahiplenirdim. Her şeyi yapmaya vaktim ve cesaretimin olduğunu bilir, anın tadını çıkarırdım. Hedeflerime giden yolda ne çok emek harcadığımın hesabını yapmazdım. Âşık olmanın suçluluğunu yaşamazdım mesela. Zamanında yapılan her iş, verilen emek, duyulan aşk dahi karşılığını bir gün bulurmuş. Verilen emeğin karşılığını beklemenin hazzını doyasıya yaşardım.

 Kaç yaşıma geldim halen öğrenciyim ben. Yapacak çok planım, gerçekleşecek çok hedefim var. Zamanında yapılmayan, cesaret edilmeyenin, içimde ukde kalanı yaşamak için çıktım bu yola. Bu yüzden hep diyorum ki şimdiki gençler çok şanslı. Artık Öğrenci Koçluğu var. Bu meslek ile birçok öğrenci hedeflerini netleştiriyor, kendilerini daha iyi tanıma fırsatı buluyor. Bu yüzden umutluyum bu gençlikten, gelecekten. Ne istediklerini bilen o yolda ilerleyen bir gençlik olacaklar. Ailesine, çevresine, ülkesine ne çok fayda sağlayacaklar. Düşünmesi bile keyifli.

Yaşam Plus Life

Uzman Koç

Sevil Destan

Zaman Yönetimi

Zaman hepimize eşit ve belki de adaletli olarak verilen şeydir. 24 saat herkese eşit verilmiştir. Kimine bu zaman geçmek bilmez, kimi de zamanın yetişmediğinden muzdariptir. Zaman herkese adil dağıtılmış olsada hiç bir zaman memnun olmayız. Zamanla ilgili hep bir fikrimiz vardır iyi ya da kötü..Zamanım yetmiyor,yetiştiremiyorum,her yere yetemiyorum gibi bir çok söz duyarız. Oysa zaman yönetimi diye birşeyin varlığından haberdar olsak bu sıkıntıyı yaşamayız.

Şimdi ben size zaman yönetimi için tüyolar vermeyeceğim. Neden mi? Çünkü cevaplar daima sizde. Kalıplaşmış sözler vardır. Zamanınızı iyi kullanın,program yapın,önceliklerinizi belirleyin vb. sözler çok duydukta, kim kaç gün uyguladı .Reçete hayatlar diyorum ben onlara. Biri kalkar bir açıklama yapar, madde madde sıralar. Okuduğunuz o maddelerin size yardımcı olacağını düşünürsünüz. Belki de tüm samimiyetinizle bir bir uygulamaya çalışırsınız o maddeleri. Ama size ait değildir. Sizin ne istediğinizle, ne düşündüğünüzle ilgilenmez o maddeler.. Zaman yönetimi hakkında sorun yaşıyorsanız baş vuracağınız kişi Koç olmalıdır.

Koç size nasıl zaman yönetilir söylemez, size sadece farkındalık sağlar. Zamanınızı nasıl  kullandığınızı bir tabloda görme imkanı verir. Bu tablo öyle bir tablodur ki, zaten boşa harcanan zamanı da,bir amaç için  harcadığın verimli zamanı da olduğu gibi gösterir. Sorular, sorular, bilinçli, güçlü sorularla farkındalık katar size. Nasıl bir 24 saatiniz vardı ve nasıl bir 24 saatiniz olmasını istersiniz? O maddeleri kendinize özel çıkarmış olursunuz. Bundan sonra da kendi çıkardığınız maddelere uymamak gibi bir durumda olmaz. Biraz farkındalık hepsi bu…

Yaşam Plus Life

Sevil Destan

Uzman Koç

 

HAYAT BEKLEMEZ

Hiç dikkat ettiniz mi? Gün içinde aklınızdan binlerce düşünce geçer.

“Şu olsa, bu olsa bu da olsa…” “Bir çözüm noktası bulsam.” İşte o zaman hayal ettiğim yerdeyim. dediniz mi hiç? “Evet! “dediğinizi duyar gibiyim.Labirentin içinde kaybolmuşluk hissi..Hiç yaşadınız mı? Binlerce düşüncenin arasında çıkmazda kaldığınızı hissettiniz mi? Az bir adım daha,az biraz gayret göstersem çözüm hemen yanı başınızdadır da o binlerce düşüncenin arasından hangisi doğru bilemezsiniz ve bir bakmışsınız hayat ellerinizden akıp gitmiş.

Hayat beklemez. Hayat,bunca fırtınaya rağmen gemiyi limana getirip getirmediğinizle ilgilenir. Çözümsüz kaldığında ya da onlarca çözümün arasından hangisini seçeçeğinizi bilemediğinizde “KOÇ”devreye girer. Ne seni yargılar, ne de senin hakkında karar verir. Seni senden daha fazla dinler,söylediklerinden çok söylemek istediklerine odaklanır. Hayatın akıp gittiğinin farkındadır bir Koç…Labirent diye tabir ettiğiniz ya da çözümsüz sandığınız her sorun sizin isteğiniz ve kararlılığınız ile başarıya dönüşür.

Yaşam Plus Life

Uzman Koç

Sevil Destan