Yazar: Yaşam Plus Life

EBEVEYNLER-KENDİNİZE ODAKLANIN

Sevgili ebeveynler sizlerle, sizi daha özgür kılacak ya da sizi mutsuz edecek bir konuyu paylaşmak istiyorum.
Yaşadığımız dönemde anne ve babaların büyük çoğunluğunun çocukları ile iletişimde mutsuz olduğu, yeterli doyumu sağlamadıkları bir gerçek.
Ebeveynler çocuklarının davranışlarının altında yatan sebepleri tam olarak anlayamadığı sürece hayal kırıklığına uğramaya devam edecekleri bir gerçektir…  Devamını Gör

SOSYAL MEDYA BİZİ ESİR Mİ ALDI?

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte öncelikle internet arkasından akıllı telefon ve sosyal medya kavramları hayatımızda çok önemli bir yer edindi. Hatta bu teknoloji ve bilişim devrimi insanlığın varlığını derinden sarstı.
Günümüzde internet ile bağı olmayan kişi sayısı yok denecek kadar azdır. Ülkenin en ücra köşelerine kadar götürülen dijital hizmetler insanlar üzerinde adeta bağımlılık yaratıyor. Devamını Gör

ÇOCUĞUNUZ SİZE ŞİDDET Mİ UYGULUYOR?

Bugüne kadar koçluk yaptığım onlarca ebeveynin bazılarından, “çocuğum 8 yaşında şiddet uyguluyor, isteğini zorla yaptırıyor, oğlum yetişkin sayılır 18 yaşından büyük bana küfrediyor, şiddet uyguluyor, kızım benimle konuşmuyor, saygı duymuyor, oğlum/kızım bana güvenmiyor” yakarışlarını dinledim. Devamında ise genellikle “Bizim zamanımızda böyle değildi, ben yaşayamadım o yaşasın diye hiçbir şeyi esirgemedim Devamını Gör

Koçluk ve Eğitim- Öğretimdeki Yeri

Koçluk, dünya ölçeğinde gelişen yeni bir alan ya da sektör. Uzun süren eğitimlerden geçmiş ve hem akademik hem de saha çalışması yapmış koçlar, danışan adını verdikleri insanlarla iletişim kuruyor. Ona sorular sorarak, kendi olanaklarını yine kendisinin keşfetmesini/görmesini sağlıyor. Bu işi öğüt vererek ya da emirler sıralayarak yapmıyorlar. Danışanı, tanımaya, onun içine bakmaya çalışıyorlar. Aynı zamanda onun bir tür sırdaşı oluyorlar. Kişinin kendisini kendi aynasında görmesini, kendi zengin galerisinde gezinerek kendi zenginliğinin farkına varmasını sağlıyorlar. Yani kişilerin önce farkındalık yaşamalarına daha sonra ise harekete geçmelerine yardımcı oluyorlar. Danışanın hem kendisiyle, hem çevresiyle, hem de doğa ile barışık olmasının yollarını yine kendisinin bulmasına olanak sağlıyorlar.

Bu bir özel öğretmenlik değil; çünkü kişinin kendi gelişimini engelleyen kapalı perdelerin açılmasına olanak vermek dışında bir şey öğrettikleri yok. Bu bir psikolojik danışmanlık da değil; çünkü koçlar, psikolojik hastalıklarla ilgilenmiyorlar ve ‘Orası bizim alanımız değil. Biz ruhsal yönden sağlıklı kimselere hizmet sunuyoruz’ diyorlar. Dolayısıyla ilaç filan yazmıyor ve önermiyorlar.
Ben bir koç değilim ancak çok yakın koç arkadaşlarımın yaptıklarını gözlemleyerek yukarıdaki açıklamalara ulaştım. Bu satırların yazarı, 47 yıllık kimya öğretmeni ve kimya kitapları ile bilim tarihi eksenli bazı kitapların da yazarıdır. Bir eğitim kurumunda lise son sınıf öğrencilerine ders veriyorum. Aralarında oldukça zeki öğrenciler de var. Çok ilginç bir nokta öğrenciler genellikle ‘anlamadan’ ‘bilmeyi’ yeğliyor. Bunun birkaç nedeni var.

Birincisi, eğitim sistemimizin ezberciliğe dayanıyor olması. Bu durumun en büyük nedenlerinden biri oldukça dağınık ve ağır bir müfredata sahip olmamız. Bundan dolayı mevcut sistemde öğrenciler eğitimlerini sorgulama, değerlendirme ve irdeleme yetisinden yoksun tamamlıyorlar. Buna bağlı olarak örneğin öğrenci bir denklemin mantığı ve anlamı yerine onu nerede kullanacağı noktasına odaklanıyor. Sınavlarda kendisine faydalı olacak bilgiler dışında penceresini fazla bilgiye kapatıyor. Fazla bilgi, kafamı karıştırır diye bakıyor. Hap bilgi istiyor. Bunun 12. sınıf öğrencilerinde bile olması öncelikle öğrencinin geleceği buna bağlı olarak da ülkemizin geleceği için endişe verici.
İkincisi, teknolojinin daha çok eğlence ve oyun amaçlı kullanımı ve bunun sonucunda zamanın verimsiz ve boş geçmesi. Öğrenciler, teneffüse çıkar çıkmaz akıllı telefonlarına gömülüyor. Onları oradan çıkarmak neredeyse dersin dörtte birini götürüyor. Google var nasıl olsa diye derse kendilerini tam olarak veremiyorlar ve not tutmaya üşeniyorlar.
Bütün bunların yanı sıra üniversitelere giriş sınavlarının içeriğinin sürekli değiştirilmesi ve fen derslerindeki soru sayılarının neredeyse üçte bire indirilmesi, sınav standartlarını yok ederek büyük bir belirsizliğe yol açmaktadır. Bu ortamda öğrencilerde büyük bir özgüven eksikliği ve kendi gücünün farkındalığını görememe sorunu var. Biz öğretmenler, kendi derslerimizi yetiştirmeye ya da alanımızı kavratmaya uğraşıyoruz. Ana babaların çoğu, ‘ders çalış, test çöz’ demekten öteye bu gençlere yardımcı olamıyor. Bu öğrenciler, psikolojik hasta değil; ama kendi olanaklarının da farkında değil. Birileri onlara ‘Vay be! Ben bunu nasıl göremedim!’ dedirtmeli ve kendi yaşamlarının bugünü ve yarınını sorgulatmalıdır. İşte bunu yaptıracak olan koçtur.
20. yüzyılın en büyük bilim insanlarından Albert Einstein’a atfedilen bir öykü vardır. Bir gün bir arkadaşı ziyaretine gelir. Eintein’ın çalışma odasına geçerler. Arkadaşı, kapının alt kısmında biri büyük, biri küçük iki delik açıldığını görür ve bunun nedenini Einstein’a sorar. Einstein ‘Sorma! Benim kedi bir yavru doğurdu. Annesinin geçmesi için büyük deliği, yavrunun geçmesi için küçük deliği açtım’ yanıtını verir. Arkadaşı, her ikisi için bir büyük deliğin yeteceğini hatırlatır. Büyük adamların çoğu, kendi kendisiyle dalga geçmekten çekinmez. Einstein ‘Vay be denklemlerle uğraşırken bu basit gerçeği akıl edememişim’ diye hayıflanır. Fakat bir süre sonra Einstein’ın beyninde yine kıvılcımlar çakar: ‘ Bir dakika! Beni hepten akılsız sayma. Bir an için her ikisi de aynı anda dışarıya çıkmaya kalkarsa ne olacak? Bak benim küçük delik, o zaman işe yarar.’ Kıssadan hisse: Eistein gibi, öğrenmeye, kendimizi keşfetmeye açık olmalıyız.

En iyi yatırım kişiye yapılan yatırımdır. Bu yatırım kişinin bugününe ve yarınına aile, başarı, ilişkiler, çevre ve diğer birçok açıdan katkı sağlayacaktır. Anne babalar ve öğrenciler, kendi potansiyellerinin farkına varmalarını sağlayacak bu yatırım için koçluk kurumlarından yararlanmalıdır. Zira potansiyelinin farkına varan öğrencilerin sınav başarıları da daha yüksek olacaktır. Ancak danışanlar, akredite kurumlardan eğitim almış, uluslararası standartlardaki uzmanları bulmaya özen göstermelidir.

Ramazan KARAKALE

DİSC STİLİ İLE YÜKSEK PERFORMANSLI LİDERLİK

Bir zamanlar birisinin söylediği gibi, zekanın radar olduğunu belirtecek olursak, o zaman DISC teorisini uygulamak, anteninizin değerli bir ayarlaması olabilir.

Aslında DISC, yönetimin neredeyse her alanında olumlu bir etki yapabilir. Dört davranış tarzının her biriyle iletişim kurmak ve görevleri devretmek, iltifat etmek ve düzeltmek, motive etmek ve danışmanlık yapmak için farklı bir yol vardır. Şimdilik yalnızca tüm çalışanlarınızla uyum ve etkinliğinizi nasıl artıracağınıza odaklanacağım.

GÜCÜNÜZ NEREDEN GELİR?

Öncelikle çalışanlarınızı etkileme gücünüzün iki kaynaktan oluştuğunu fark edin: “pozisyon gücü” ve “kişisel güç”. Pozisyon gücü şöyle: siz CEO, departman başkanı ya da bölgesel satış müdürüsünüz ve gücünüzün bir kısmı hiyerarşi tarafından övülmeyle gelir.

Kişisel güç; kazanmaktan, onu geliştirmekten gelir. Pozisyon gücü birisini etkilemek için bir başlangıç noktasıdır, ancak çalışanlarınızdan alacağınız en iyi şey uyumdur. Uyumu gerçek bağlılık, dayanışma ve iş birliğine çevirecek olan şey kişisel güçtür.

Çalışanlar son on yılda daha fazla güç kazandı. Mahkeme kararları, daha aydınlatılmış yönetim teorileri ile birleştirildiğinde, alt rütbelere daha fazla söz hakkı verilmiştir. Aslında, bir liderin önder tarafından gerçekten kabul edilene kadar gerçekten liderlik edemeyeceğine inanılıyor. Böylece kişisel güç -özellikle de insanlarla ilgilenme beceriniz- özellikle sizin ve kuruluşunuz için çok önemlidir.

Kısacası, çalışanlarınızın bireyselliğini onurlandırırsanız, kazanan bir takımdaymış gibi hisseder ve sizin için daha iyi, daha sıkı çalışır. Onların gücünü aramaktansa onları yetkilendirmelisiniz.

Bunu; ancak dinlemeyi, gözlemlemeyi ve onlarla konuşmayı öğrenerek yapabilirsiniz. Daha sonra ise uyum sağlayın, böylece kendilerini önemli hissedeceklerdir. İşte DISC (çark) harekete geçirildi. Daha az gerginlik göreceksiniz, daha az çatışma yaşayacaksınız ve daha etkili, motive bir işgücü üretmiş olacaksınız.

YÜKSEK PERFORMANSLI LİDERLİK GELİŞTİRME

En iyi lider belirli bir davranış stiline veya hatta bazı ideal stil karışımına sahip biri değildir. Bunun yerine, en iyi lider, bir iş veya görevin gerekliliklerini tespit eden ve onu uygulayan kişidir. Bu, her türlü durumdaki tüm kişilik stilleri ile iyi çalışmak demektir.

Aslında, şirketler yeniden yapılandırırken ve ekip çalışmasına yeni bir ağırlık verdikçe davranış stillerini anlayan liderler yukarı çıkacaktır. Durum liderleri olarak, kendi doğal gücünüzü kullanarak kendi doğal tarzlarında hareket etmek isteyebilirler. Diğer zamanlarda, DISC ilkelerini kullanarak başkalarına uyum sağlamayı seçebilirler. Veya ciddi bir stil çatışması duyduklarında, belirli bir durumu ele alacak üçüncü bir kişi seçmek isteyebilirler.

Yöneticiye açık olan bir diğer seçenek de, çalışanların güçlü yönlerini özgürce iş içinde göstermesine izin vermek için çalışma ortamını değiştirmek, yani bir işçinin görevlerini yeniden hizalamak, son tarihleri değiştirmek veya öncelikleri yenilemektir. Bugünün yöneticileri, üretkenlik görevini üstlenemeyeceğiniz konusunda hemfikirdir.

Mesela bir arkadaş, muhasebeci / büro müdürü olarak güçlü bir Büyük C Dürüst Stili istihdam etmiştir. O işte müthiştir, fakat patron ofisten çıktığında, Büyük C stili de telefona cevap vermek zorunda kalır ve sorun burada başlar. Muhasebecinin kabalıklarıyla ilgili şikâyet üstüne şikayet. Sonunda, patron müşteri gibi arar ve kendisine nasıl davrandığı konusunda şok olur.

Muhasebeci sonradan kabul eder ve “müşteri aramalarından nefret ediyorum, yaptığım işi bölüyorlar” der. İyi bir işçi olmasına rağmen, telefonla başa çıkmak için biçilmiş kaftan değildir. Söylemeye gerek yok, patron telefona cevap verecek bir başkasını bulur ve herkes daha mutlu olur (patron, muhasebeci ve müşteriler)

Herhangi bir kuruluş en iyi performansı göstermesi için muhtemelen dört stilin hepsine ihtiyaç duyar. Dört türe de ihtiyacınız var ancak onlara doğru yerlerde ihtiyacınız var. Her durumda siz ve yöneticiniz stilinizi ve başkalarını nasıl etkilediğini çok iyi bilmelisiniz. Stilinizin aşırılıklarının farkında olmak, yalnızca bir patron değil bir lider olmanıza da izin verecektir. Genellikle işyerinde stillerini inceleyen yöneticiler evde ve sosyal ortamlarda daha iyi ilişkiler geliştirirler.

Ana stiliniz ne olursa olsun, onu daha (makul) kılmayı tercih edebilirsiniz. Etkili bir durumsal liderin, kişisel stilinin keskin köşelerinden bazılarını yuvarlayabileceği yollar şunlardır:

BÜYÜK D STİLİ (D=HÂKİMİYET)

Şunu unutmayın diğerlerinin de duyguları var ve sizin iyi performans gösteren ve ukala tarzınız astlarınızın yetersiz hissetmesini ve genellikle kızgın kalmasını sağlayabilir.

Hataların olacağını kabul edin ve merhametle adaleti yumuşatmaya çalışın. Her zaman süper bir insan imajını tasarlamaya çalışmak yerine, yaptığınız hatalar hakkında şaka yapabilirsiniz.

Büyük D stili, diğerleri iyi bir şey yaptığında övgüyle onların gelişimini-büyümesini teşvik eder, onları yetkilendirir ve kullanabilmesi için yollarından çekilir. Kontrolünüzden ne kaybederseniz kaybedin, özveri ve gelişmiş personel yetkinliği kazanma olasılığınız yüksektir.

Çok otoriter patron olmamaya çalışın! Başkalarının görüşlerini sorun ve hatta bazı ortak eylemler planlayın (Gerçi bu durum Büyük D stili için radikal).

BÜYÜK İ STİLİ (İ=ETKİ)

Çalışanlarınız sadece fikirlere değil aynı zamanda koordinasyona da bağımlıdır. Bu nedenle daha düzenli hale gelebilmek için yapabileceğiniz her şey (liste oluşturma, takviminizi güncel tutma, hedefleri önceliğe göre sıralama), hem siz hem de onlar için fayda sağlayacaktır.

Hiçbir şey patronun önemli konularda topu bıraktığını görmek kadar iç karartıcı değildir. Takip etmede başarısız olursanız, zor kararlar vermekten vazgeçerseniz veya tutmadığınız sözler veriyorsanız, çalışanlarınız inançlarını kaybedecektir. Bunları bilerek yapmasanız bile, onlar sizin onları hayal kırıklığına uğrattığınızı görecekler. Cazibeniz ve samimiyetiniz güvenilmezliği tamamen telafi edemez.

Ayrıca, çatışmaların meydana geleceği gerçeğini kavrayın. Onlarla baş etmeye çalışın, halının altına süpürmeyin. Buna ek olarak, zamanınızı daha iyi organize edin ve sosyalleşmenizi görevlerinizle dengede tutun.

BÜYÜK S STİLİ (S=KARARLILIK)

Muhtemelen çok sevilen bir patronsunuz. Amacınız daha etkili, daha sevilen bir patron olmak olmalı.

Biraz gerinmeyi, daha fazla veya farklı görevleri üstlenmeyi öğrenin ve bunları daha çabuk gerçekleştirmeyi deneyin. Düşünceleriniz ve duygularınız hakkında daha iddialı olmanın yanı sıra daha açık görüşlü olabilirsiniz. Küçük bir riskle ve değişimle biraz deneme yapın.

Çalışanlarınızın duygularına duyarlı olmak en büyük güçlerinizden biridir. Ancak bu durum ile yolunuza çıkan ilk olumsuz yorum ya da eylem arasında ortak bir nokta bulmanız gerekiyor.

BÜYÜK C STİLİ (C=DÜRÜST)

Yüksek standartlarınız iki uçlu bir kılıçtır. Çalışanlarınız sizin mükemmellik arayışınızdan esinlenir ancak sıklıkla sizi memnun edemeyeceklerini düşünmelerinden dolayı hayal kırıklığına uğrarlar.

Yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri konuşulan veya konuşulmayan eleştirilerinizi azaltmak ve yumuşatmaktır. Bazen çok sert görünebilirsiniz!

Kontrol ihtiyacınız olduğunda rahatlayın. Etrafta dolaşın ve takımla daha fazla vakit geçirin, insanlarla mutfakta veya öğle yemeğinde sohbet edin.

Her durumda mükemmelliğe gereksinim duymadan yüksek standartlara sahip olabileceğiniz gerçeğinin farkında olun. Bu hem sizin hem de çalışanlarınızın omzundan bir yük alacaktır.

Stiliniz ne olursa olsun, uyarlanabilme, çalışanlarınıza köprü kurmanıza ve onların değerli hissetmelerine yardımcı olabilir.

İlgi ve kaygılarına, güçlü ve zayıf yanlarına en iyi cevap vermeyi öğrenerek, çalışanlarınızdan en iyi şekilde faydalanabilir, onları tatmin olmuş olarak bırakabilirsiniz.

Orijinal link: https://coachfederation.org/blog/index.php/9354/
Çeviri tarihi: 04.12.2017
Orijinal yayın tarihi: 25.10.2017

Gençlik Ve Bahar

  Bahar gelir, çiçekler açar, tabiat ana uyanır sanki. Baharın gelişi bana öğrenciliğimi anımsattı. Hatırlıyorum da öğrenciyken bahar geldiğinde içimde farklı bir sevinç olurdu. Taze çiçeklerin kokusunu içime çekerdim. Dersler mi? Bahar gelmiş, havalar ısınıyor. Yaz için planlar yapılıyor. Hatta adı bende saklı şahsiyetin adı bile kalbin çarpmasına sebep oluyor. Ders kimin umurunda. Baharın gelişi ile bir bakmışsın notlar almış başını gitmiş. Olumlu yönde bir gidiş de değil üstelik. Baharın etkisi bunlar hep onun yüzünden. Bahanemde hazır hemen. Suç baharın gelişinde. Aklımızı başımızdan alır. Notlarla birlikte kendime gelirim yeniden. Sanırım senaryo herkes için hemen hemen aynıdır. Aslında burada tüm sorun amaç ve hedeflerin net olmayışıdır. Hedefler insanı canlı tutar, motive eder. Tıpkı baharın gelişi gibi uyandırır insanı.

 Yeniden öğrenci olsam baharın gelişini aynı duygularla yaşardım. Hatta doyasıya daha fazla yaşardım. Doğanın yenilenmesini kendi bedenimde de hissetmekten mutluluk duyardım. Yeniden öğrenci olsam, hedeflerime çiçekler açtırır, onları daha çok sahiplenirdim. Her şeyi yapmaya vaktim ve cesaretimin olduğunu bilir, anın tadını çıkarırdım. Hedeflerime giden yolda ne çok emek harcadığımın hesabını yapmazdım. Âşık olmanın suçluluğunu yaşamazdım mesela. Zamanında yapılan her iş, verilen emek, duyulan aşk dahi karşılığını bir gün bulurmuş. Verilen emeğin karşılığını beklemenin hazzını doyasıya yaşardım.

 Kaç yaşıma geldim halen öğrenciyim ben. Yapacak çok planım, gerçekleşecek çok hedefim var. Zamanında yapılmayan, cesaret edilmeyenin, içimde ukde kalanı yaşamak için çıktım bu yola. Bu yüzden hep diyorum ki şimdiki gençler çok şanslı. Artık Öğrenci Koçluğu var. Bu meslek ile birçok öğrenci hedeflerini netleştiriyor, kendilerini daha iyi tanıma fırsatı buluyor. Bu yüzden umutluyum bu gençlikten, gelecekten. Ne istediklerini bilen o yolda ilerleyen bir gençlik olacaklar. Ailesine, çevresine, ülkesine ne çok fayda sağlayacaklar. Düşünmesi bile keyifli.

Yaşam Plus Life

Uzman Koç

Sevil Destan

Zaman Yönetimi

Zaman hepimize eşit ve belki de adaletli olarak verilen şeydir. 24 saat herkese eşit verilmiştir. Kimine bu zaman geçmek bilmez, kimi de zamanın yetişmediğinden muzdariptir. Zaman herkese adil dağıtılmış olsada hiç bir zaman memnun olmayız. Zamanla ilgili hep bir fikrimiz vardır iyi ya da kötü..Zamanım yetmiyor,yetiştiremiyorum,her yere yetemiyorum gibi bir çok söz duyarız. Oysa zaman yönetimi diye birşeyin varlığından haberdar olsak bu sıkıntıyı yaşamayız.

Şimdi ben size zaman yönetimi için tüyolar vermeyeceğim. Neden mi? Çünkü cevaplar daima sizde. Kalıplaşmış sözler vardır. Zamanınızı iyi kullanın,program yapın,önceliklerinizi belirleyin vb. sözler çok duydukta, kim kaç gün uyguladı .Reçete hayatlar diyorum ben onlara. Biri kalkar bir açıklama yapar, madde madde sıralar. Okuduğunuz o maddelerin size yardımcı olacağını düşünürsünüz. Belki de tüm samimiyetinizle bir bir uygulamaya çalışırsınız o maddeleri. Ama size ait değildir. Sizin ne istediğinizle, ne düşündüğünüzle ilgilenmez o maddeler.. Zaman yönetimi hakkında sorun yaşıyorsanız baş vuracağınız kişi Koç olmalıdır.

Koç size nasıl zaman yönetilir söylemez, size sadece farkındalık sağlar. Zamanınızı nasıl  kullandığınızı bir tabloda görme imkanı verir. Bu tablo öyle bir tablodur ki, zaten boşa harcanan zamanı da,bir amaç için  harcadığın verimli zamanı da olduğu gibi gösterir. Sorular, sorular, bilinçli, güçlü sorularla farkındalık katar size. Nasıl bir 24 saatiniz vardı ve nasıl bir 24 saatiniz olmasını istersiniz? O maddeleri kendinize özel çıkarmış olursunuz. Bundan sonra da kendi çıkardığınız maddelere uymamak gibi bir durumda olmaz. Biraz farkındalık hepsi bu…

Yaşam Plus Life

Sevil Destan

Uzman Koç

 

HAYAT BEKLEMEZ

Hiç dikkat ettiniz mi? Gün içinde aklınızdan binlerce düşünce geçer.

“Şu olsa, bu olsa bu da olsa…” “Bir çözüm noktası bulsam.” İşte o zaman hayal ettiğim yerdeyim. dediniz mi hiç? “Evet! “dediğinizi duyar gibiyim.Labirentin içinde kaybolmuşluk hissi..Hiç yaşadınız mı? Binlerce düşüncenin arasında çıkmazda kaldığınızı hissettiniz mi? Az bir adım daha,az biraz gayret göstersem çözüm hemen yanı başınızdadır da o binlerce düşüncenin arasından hangisi doğru bilemezsiniz ve bir bakmışsınız hayat ellerinizden akıp gitmiş.

Hayat beklemez. Hayat,bunca fırtınaya rağmen gemiyi limana getirip getirmediğinizle ilgilenir. Çözümsüz kaldığında ya da onlarca çözümün arasından hangisini seçeçeğinizi bilemediğinizde “KOÇ”devreye girer. Ne seni yargılar, ne de senin hakkında karar verir. Seni senden daha fazla dinler,söylediklerinden çok söylemek istediklerine odaklanır. Hayatın akıp gittiğinin farkındadır bir Koç…Labirent diye tabir ettiğiniz ya da çözümsüz sandığınız her sorun sizin isteğiniz ve kararlılığınız ile başarıya dönüşür.

Yaşam Plus Life

Uzman Koç

Sevil Destan

 

Bir Yastıkta Yaşlanmak Mümkün

Evlilik, hayatımızda aldığımız önemli kararların başında gelmektedir. Evlilik yürümezse bırakılacak ne oyuncaktır, ne de oyun. Bu önemli karardan önce, kendinize bazı soruları sormak ve dürüstçe cevaplamak şarttır. İşte bu yüzden evlilik kararının kafamızda şekillenmeye başladığı süreçte koçluk hizmeti almak çok önemlidir. Günümüzde bu güzel yolculuğa çıkmadan önce tüm çiftlerin koçluğun sihirli değneğini ellerine alması gerektiğine inanıyoruz.

Evlilik öncesi koçluk hizmeti alan çiftler kendilerini ve partnerini gerçekten tanırlar, kendinin ve evlenecekleri kişinin değerlerinin, benliklerinin ve inançlarının farkına varırlar, evliliğe gerçekten hazır olup olmadıklarını anlarlar, evlilikten beklentilerinin neler olduğunu bilirler, krizlerde sorunlarla nasıl başa çıkabilecekleri konusunda kendilerini geliştirirler. Kuracakları güzel yuvanın temellerini sağlam adımlarla atarlar.

Aile toplumun temeli ve çekirdeği, sağlıklı nesillerin yetiştirildiği bir ocak olduğuna göre; aile ne kadar sağlam, sağlıklı ve mutlu ise toplum da o kadar sağlam, sağlıklı ve mutlu olacaktır…

Evlilik öncesi koçluk hizmeti almak, evlilik öncesi yapılan kan testleri kadar önemlidir…

Artı Yaşam Plus life olarak amacımız;

Mutluluğunuzun seneler boyunca katlanarak artması, “Bir yastıkta yaşlanmanızdır”…

Yaşam Plus Life

Öğrencilerin Kabusu: Sınav Korkusu

Farklı yaşlarda, farklı sınıflarda birçok öğrenci, belli bir ders özelinde ya da belli bir özelliği olan bazı sınavlarda bu duyguyu yaşamaktan şikâyetçi. Anne, babalar da çoğu zaman bu sorunla baş etme konusunda; “Korkma canım, korkacak ne var, ucunda ölüm yok ya…” tesellisi ve tavsiyesi noktasından ileri gidememekte.

Sınavlar öncesinde heyecanlanmak, kalbinin daha hızlı çarpması belli bir seviyeye kadar doğal karşılanabilir.  Sınav sorularının bilinmezliği ve bilgi seviyesinin ölçüleceği bir yarışta olma düşüncesi elbette heyecan verici bir durumdur. Bu konuda tamamen tepkisiz olmak, soğukkanlı durmak pek mümkün değildir. Yine de sınav başladığı anda sorulara odaklanarak, bildiğinin en iyisini yapmak, sonucu en olumlu etkileyecek senaryodur.

Peki, ne oluyor da bazı öğrenciler bu heyecan duygusunun ötesine geçip, sınav anı ya da düşüncesi karşısında aşırı kaygıya, hatta korkuya kapılıyor? Bu stres ve baskı altında, bildiklerini hatırlayamıyor, zamanı doğru yönetemiyor ve önceden yaptığı çalışmaları, sınav puanına yansıtamıyor?

Öncelikle kaygı ve korku duygusu, sınava yüklenen “anlam” ile doğrudan bağlantılı bir durumdur. Sınavın doğuracağı sonuçlar konusunda “aşırı endişeli” olan bir öğrencinin, düşüncelerini sınav sonrası “olumsuz senaryolara” odaklıyor olması, sınava odaklanamamasına yol açar.

Örneğin;

‘’ Yine düşük not alacağım.”,”Asla başararamayacağım.” “ Ailemin istediği o okulu kazanamayacağım.” vb…

Bu olumsuz senaryolar, geçmiş olumsuz tecrübelerden, duyumlardan ve gözlemlerden kaynaklanmış olabilir. Daha önce alınan düşük notlar, başarısız olunan sınavlar sonrası evde konuşulanlar, öğretmenlerin tutumları, davranışları öğrenci üzerinde baskı oluşturabilir.

Sınav kaygısını yaşamakta olan gencin öncelikle bu “senaryolar” hakkında, kendisini rahat hissettiği bir ortamda, duygularının ve düşüncelerinin farkına vararak bunlardan konuşabilmesi çok faydalı olacaktır. Bu düşünceler nerede ve nasıl başlıyor, ona tam olarak nasıl hissettiriyor, kaygı ve korkunun geldiğini nasıl anlıyor?

Sonraki aşama, bu olumsuz senaryoların, düşüncelerin, inançların yerine koyabileceği, daha “olumlu” düşünceleri ortaya çıkarmak için öğrenciyi bu konuda belirli bir süre düşündürmektir. Kendi “olumlu” senaryolarını yaratan, bu düşünceleri ön plana çıkaran öğrencinin korku ve kaygı seviyesi düşer.

Örneğin;

“Çalıştım, başaracağım.” “Çalışmamın karşılığını alacağım.” “ Alacağım puan ile iyi bir okula girebilirim.” Vb…

Öğrencilerin sınav anında düşüncelerini sınav sorularına odaklayabilmeleri de başarıyı doğrudan etkileyecektir. Düşüncelerin geçmişteki olumsuz tecrübeler ya da gelecekle ilgili endişeler üzerine değil sınav sorularına odaklanması önemlidir. Bu konuda öğrencinin bir süre dikkat, odaklanma ve nefes kontrol çalışmaları yapması öğrenciyi rahatlatır ve geliştirir. Duygu ve düşüncelerini seçebildiğini gören, kendisini yönetebildiğini, kaygısını kontrol altına alabildiğini fark eden öğrencinin özgüveni artar.

Başarı için, bilgi kadar duygusal kontrol ve odaklanmanın da önemli olduğu düşünüldüğünde, sınavlar konusunda kaygı sorunu yaşayan öğrencilerin kendilerini ve ailelerini daha fazla yıpratmadan bu konuda profesyonel koçluk desteği almaları faydalı olacaktır.

Yaşam Plus Life
Öğrenci Koçu
Hanife Serter